Bildiğim tek şey, hiçbir şey                                     bilmediğimdir.

                Socrates 



Hayatın asıl anlamı nedir?

Hayatın anlamını, 'anababa evimde' yoğun çile ve insan haklarına tamamen aykırı davranışların etkisinden geçerek, yani bir Külkedisi hayatı yaşayıpta, onları tamamen arkamda bırakabilmeyi öğrenmekle anlamış oldum.

Meğer hayat asıl bu hayatmış. Köle hayatından kurtulduktan sonra, psikolojiyi okuyarak, sağlıklı insan haklarının eğitimini almaya başlayınca anladım ki, anababa evinde dev insan, hele hele çocuk hakları istismarı edilmiş olduğunu. Tabii ki o evde yaşadığım dönemlerde içimde bir ses daha vardı, bana yapılan haksızlıkların farkında olan bir sesti o ses. Fakat o kadar türlü türlü şiddetle ve korkularla sindirilmiştim ki, o sesin peşinden gitmeye çok korktum o dönemleri.

Derken çok erken yaşta evlendim, meğersem o evden kurtulmak için evlenmişim. Kimbilir şu alemde bilinçdışı kaç kişinin bu şekilde bir evden kaçışı olmuştur. 

Onlara ana baba diyorum ya, onlar ana baba asla değiller, başka anababa tabiri yok maalesef, bu yüzden anababa olarak geçecekler genelde yazılarımda. 

Psikolojiyi okumak hüner değil güzel kardeşim, asıl iş o okuduklarını birer birer eyleme dökebilmek. Hele hele öyle yoğun duyguların, hislerin bastırılmış olduğu kişilere karşı çıkmak en zoru. Çok sonra anladım ki, ebeveyn adı altında o kişiler kendinlerini bana 'Tanrı' olarak algılatmışlar. Zira ben Tanrı'dan değil, onlardan çok korkuyordum. Oysa ki elzem olan Allah'tan tatlı bir şekilde korkmaktır, hatta güzellikler, barışlar sergileyen kullara hissi olarak korku da yoktur.

İki seçeneğim vardı, ya onların bana dayattıkları köle hayatını devam yaşayacaktım, ya da içimdeki öteki sesi dinleyerek, özgürlüğüme kavuşacaktım. Onlara karşı gelmek demek, onların beni hem kendi dünyalarından kovmaları demekti, hemde kapı kapı gezerek, beni tüm sülaleye kötülemeleri demekti. Dolayısıyla, vereceğim karar benim için çok önemliydi. Hele bir kadına yaşattıklarına bir bakar mısın Allah aşkına? Ya onların ruhlarının eksikliklerini ruhumu onlara köle ederek yaşayacaktım, ya da onlara arkamı dönerek, herkesler tarafından - tertemiz olduğum halde - kötü bir insan olarak bilinecektim: Bu dev bir psikolojik şiddettir!

Çok sonra bu tür ahlak dışı ve dev insan hakları ihlallerini hangi sebeplerden ötürü yapmışlar anladım, ama bu onların uygulamış olduğu çirkin yola bir özür değildir asla. Onlar beni yok etmeye çabalayarak, aslında içlerindeki çirkin benliği yok etmeye çalışmışlar, zira ben karakter bakımından tamamen onların tersiyim, işte sana İlahi adalet. Senin anlayacağın, onlar beni her görüşünde, içlerindeki sağlık ve insan dışı olan boyutlarıyla yüzleşmeyi kaldıramadıklarından dolayı, bana psikolojik baskı uygulamışlar.

O vakitler anladım ki, özgür ve irade sahibi olabilmem epey zamanımı alacak, fakat buna değeceğini düşünerek, onlara yavaş yavaş bayrak açmaya başladım. Şu da bir gerçekti ki artık, onlar ''örf, adet, kültür, saygı, sevgi, bunlar en doğrulardır''ın adı altında işlemedik insan hakları ihlali kalmamıştı. Adeta Tanrı'nın onlara bahşetmiş olduğu hediyeye ihanetler ediyorlardı, kendilerinde o emanete ihanet etmeyi hak görüyorlardı. Inanamıyorum bugün bile hala, fakat o evde benim bir günüm dahi huzur içinde geçmedi. Bir kere bile o evde ben gülmedim. Senelerce içimde anlam veremediğim dev bir yas taşıdım ben, bugün artık biliyorum o kederin nelerden dolayı içime çöreklenmiş olduğunu.

Çok sonra anladım ki, onların bir tane anlayışı varmış meğersem ''gücün kime yetiyorsa, anababandan alamadığın her türlü insani ve güzel duyguların öfkesini, hıncını eline düşmüş olana saldırarak, onun canlarını yakarak al!'' Sadizm derler bunun adına, artık her sergilenen iğrenç ahlakın bir adı var!

Asıl iş, eline bir insan düşmüş olsa bile, dürtülerini kontrol altına almış olarak, o insana adaletli davranabilmektir. Ama bunu laf anlamayana, aklını çalıştırmayan birisine istediğin kadar anlat, onun şuuru sınırlı, anlayamaz seni. 

2003 yılında annem babamdan ayrıldı, 2006 yılında babam kanserden hakkın rahmetine kavuştu. 2015 de yıllar sonra, ben çokça psikolojik eğitimlerden geçtikten sonra ve de bir hayli içsel stabilize olduktan sonra, anneme bana ettiklerinin hesabını sorma vakti de gelip çatmıştı artık. 

Fakat bu esnada ondan koptuğum farkındaydı annem, onu fazlaca arayıp sormuyordum artık, bundan dolayı da adeta öfke ve saldırgan bir topa dönüşmüştü. Derken ona, bana uygulamış olduğu haksızlığın ancak bir ikisini bizzat söylebildim. Öfke krizi ve patlaması yaşadı o an, ona yaptıklarını söyleyince hepsini inkar etti ve sudan lüzumsuz sebepler getirdi bütün söylediklerime. Hal böyle olunca da fark ettim ki, ettiği hatalarla yüzleşebilmek onun tamamen tabularından birisiymiş, oysa ki tek hatasız Allah'tır.

Akabinde onunla yollarımı tamamen ayırdım, zira onun beni ne anlamaya ilgisi vardı, konuşmayı dahi beceremiyordu benimle, yani koca bir iletişim sorunu vardı. Hem ana şefkatinden, baba sevgisinden mahrum kalmıştım, hemde onlara devam kölelik etmediğim için, kapıdan bacadan kovulmuştum. Üstelik ona ettiklerinden dolayı da hesap sorunca, benden için başkalarına demiş ki ''psikolojiyi okumaya başladıktan sonra Ayla delirdi!'' Şu söze daha sözüm yok benim....

 

        Şu alemde bir hakikat             var, o da ne                           kadar gerçeklerden                 kaçarsan kaç,                         eninde sonunda İlahi               adalet mutlaka                       vuku bulacaktır.

       Ayla Kurt


Sağlıklı davranışları yıllar içerisinde öğrenince ben, o kadar bir rahatladım, o kadar bir içsel huzura kavuştum ki sevgili okuyucu. Beni en şaşırtanı ise, bir insanın bu denli eğitimsiz ve tamamiyle adaletsiz kalabilmiş olmasıdır. Düşünsene bir kişi 80 yıl yaşıyor da hayatın asıl mana anlamını zerre dahi kavrayamadan şu alemden göçüp gidiyor, şunu aklın alıyor mu?!, benim aklım almıyor. Üstelik ben bu şekilde yaşayan koca sülaleler gördüm.

Kendisini dürtülerinin şartlarına köle ederek yaşayanların tek derdi var, hayattan ve herşeyden sorumlu olmaktansa, tamamen sorumsuz yaşamak. Oysa ki biz mükemmel ve barışçıl ortamlar yaratabilme kudretiyle donatılmışız. Tüketen değil, üreten bir toplum sağlıklı toplumdur.

Hayatın anlamı, hayatı kendime zehir etmek değildir, hayatın anlamı içsel huzurdur, barıştır, kendine güvendir, hür irade ve mutluluktur. Hayatın asıl amacı bu muhteşem hislerin peşinde koşarak, onları mutlaka elde etmenin başarısı ve becerisidir.

Hayatın asıl amacı, ne kadar acı yaşarsan yaşa, onlardan tecrübeler çıkararak, acıları tersine çevirip ve de güzel duyguları yaratmak için çaba harcamaktır.

Hayatın anlamı, farklı görüşlere de vakitler ayırarak, bütünleşip adalet ve huzur dolu değerler üretmektir.

Hayatın anlamı sağlıklı iletişimler kurabilmek demektir, zira iletişim hem bir sanattır hemde hayatidir: Hayat bir iletişimdir!

Hayatın asıl anlamı, sendeki mevcut olan ruh güzelliklerini, onları seninle paylaşmak isteyenlere hediye etmektir...


Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak...Unutma; aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak.

Nazım Hikmet



Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

Nazım Hikmet


Sempozyum başlayış tarihleri

Sempozyum başvurusu

İletişim

Günlük

Ana Sayfa